kıyıdan olta takımları ve kamıslar
kıyıdan olta takımları ve kamıslar


(yok) Yorum yapıldı Yorumla
STEMİZDE DENİZ BALIKCILIGI TATLISU BALIKCILIGI NASIL YAPILIR ,NERELERDE HANGI BALIK TUTULUR HANGI MEVSİMDE NE AVLANIR,BALIK TUTMA TEKNIKLERI AV HAYVANLARI AVLAMA YÖNTEMLERİ.GUNCEL BALIKCILIK VE AVCILIK HABERLERI AV YEMEKLERI FOTO GALERIBULUNUR.AKVARYUM NASIL YAPILI VE AKVARYUM BALIKLARI PUF NOKTALARI .ARSIV KISMINDAN DAHA KOLAY YAZILARA ULASA BILIRSINIZ.SETMIZE KATKIDA BULUNMAYI UNUT MAYIN.SEVGILER SAYGILAR....
kıyıdan olta takımları ve kamıslar


(yok) Yorum yapıldı Yorumla
kara balık ve avlanma yöntemleri

Karabalık, Clarias gariepinus (Eş bilimsel ismi C. lazera) Güney Afrika’daki Orange Nehri’nden başlayarak, tüm Afrika, Ortadoğu ve Türkiye’de yayılış gösterir. Ülkemizde Antalya’dan Hatay’a kadar olan sahil kuşağındaki durgun ve akarsularda rastlanır.
Hatay bölgesinin en büyük su kaynağı Asi Nehrinde, bol miktarda bulunmaktadır. Yine neredeyse tamamen kurutulmuş olan Amik gölü ve ovası ençok bulunduğu yerler arasındadır. Göl kurutulmadan önce bahar ve kış aylarında genişleyip yaz aylarında daralmaktayken kuruyan ve gölün çekildiği alanlardaki ufak su birikintilerinde binlercesini toplamak mümkündü.
Bu bölgede doğadan yavru toplanarak yetiştiriciliği yapılmaktadır. Karabalık dünyada Afrika kedi balığı olarak tanınmakta ve Afrika’da 1970’li yıllardan bu yana ticari potansiyeli ile dikkat çekmektedir.
Yayına benzeyen ve onunla aynı grupta fakat farklı ailede ( Clariidae =hava soluyan yayınlar) yer alan kara balık Gelinbalığı ve Sekizbıyık adıyla da anılır. Boyu 170 cm ye ağırlığı 60 kg ya kadar olur.
Vücut uzundur, yayın balığına benzer fakat sırt yüzgecinin daha büyük ve ağızda 4 çift bıyığın bulunuşu ile ondan ayrılır.
Yayın Balığı
Ağız etrafındaki bıyıkların bir çifti üst çeneden, üç çifti ise alt çeneden çıkar. Uzun bıyıkların boyu baş boyunu geçebilir. Başın üst kısmında çok miktarda granüllü yapılar mevcuttur. Gözler küçüktür. Anal yüzgeç kuyruk yüzgecine kadar uzanır. Sırt yüzgeci, göğüs yüzgeçlerinin biraz gerisinden başlar, kuyruk yüzgecine kadar uzanır. Kuyruk yüzgeci tek loplu ve serbest kenarı yuvarlaktır. Vücut rengi ortama göre değişir. Çoğunlukla sırt kısmı kahverengi veya esmer yeşil, karın bölgesi ise kirli beyazdır. Genç bireylerde koyu renkli vücut boyunca uzanan bir bant görülür. Lezzetli ve az kılçıklı bir balıktır.
Karabalıklar solungaç boşluğunun üzerinde, kafatasının her iki yanında içerde yer alan dalcıklı bir çift yardımcı solunum organına sahiptir. Atmosferdeki oksijenden faydalanabilmesi ve oksijence fakir sığ çamurlu sularda bile yaşayabilmesi nedeniyle Afrikada ve Uzakdoğuda küçücük havuzcuklarda bile yetiştirilmektedir.
Tabanı çamurlu, milli ve sığ sularda dipte açtığı yada bulduğu oyuklarda, bitkilerin kök ve gövde kalıntıları altında yuvalanır. Gün içerisinde kuytuluklarda, kamışlıkların ve kıyıdaki yapılı bitkilerin gölgeliklerinde gizlenen sekizbıyıklar günbatımıyla birlikte hareketlenmeye, av aramaya başlarlar. Yakın bölgelerde yer almaları ve vücut özelliklerinin benzerliği nedeniyle yaşadığı yerlerde gelebicin olarak da tanınan yayın ile (Silurus glanis) karıştırılır.
Pulsuz olan vücudu kalın derisi altında yer alan mukus bezlerinin yoğun salgısından ötürü oldukça kaygandır. Genel renk karın bölgesi dışında siyah zemin üzerine koyu gri mermer desenli olup solungaçların alt kısmıyla alt çene ve karın bölgesi ise kirli beyazdır.
Etçil bir balıktır. Oldukça gelişmiş tat alma ve hareket algılama duyularıyla ölü ya da canlı yiyebileceği her türlü hayvansal besini görüş imkanı bulunmayan bulanık sularda bile bulabilecek kabiliyettedir. Yumuşakçaları, sazan gibi balıkları, kerevitten kurbağaya kadar hemen her türlü canlıyı avlayarak hayatını sürdürür.
Solungaç boşluğunun üzerinde, kafatasının içinde her iki yanında yer alan organ ve nemli derisi sayesinde doğrudan güneş ışığına maruz kalmadığı ve derisi kurumadığı sürece şaşılacak kadar uzun süreler belirli miktarda atmosferik havayı soluyarak hayatta kalabilirler.
AVCILIĞI
Hayvan sakatatları ve balıkla yemlenmiş dip (bırakma) oltalarıyla avlanır. Yörede çıkan balığın büyüklüğüne göre uygun misina kalınlığı ve kanca
(yok) Yorum yapıldı Yorumla
Sarda sarda
Scombridae
Ülkemiz sularında olduğu kadar diğer denizlerde de ekonomik değeri yüksek balıklar arasında sayılan ve Scombridae familyasının en yaygın türü olan palamut-torik balıkları (Sarda sarda) genellikle sıcak ve ılıman denizlerin kısmen açık kesimlerinde, kısmen de sahil bölgelerinin orta sularında yaşarlar. Mevsimsel olarak, genellikle büyük sürüler halinde, uzun mesafeler üzerinde göç ederler. İlkbahar aylarında yemlerini önlerine katıp, beslenmek üzere Karadeniz’e çıkış yapmaya başlayan palamut sürüleri, sonbahardan itibaren İstanbul Boğazı’nı geçip Marmara’ya, oradan da kışı geçirmek üzere Akdeniz’e kadar inerler. Havaların sonbaharda ılıman gitmesi halinde İstanbul Boğazı ve Marmara’ya bir süre için yayılıp bu bölgelerde av verirler.
Palamut balıklarına ülkemizde boy ve yaşlarına göre çeşitli isimler verilmiştir.
Boyları 12-16 cm.’e kadar olanlarına “palamut vonozu”,
16-22 cm.’e kadar “kestane palamutu”,
22-28 cm.’e kadar “palamut”,
35-40 cm.’e kadar “zindandelen”,
40-45 cm.’e kadar olanlarına “torik”,
45-55 cm.’e kadar “sivri”,
55-65 cm. ‘e kadar “altıparmak” ve
65 cm.’den büyük olanlara da “peçuta” denilmektedir.
Palamutlar saldırgan, yırtıcı, hızlı yüzebilen ve çok hareketli balıklardır. Başlıca besinleri sürü halinde gezen uskumru, kolyoz, hamsi, çaça, istavrit, gümüş ve sardalya gibi balıklardır. Av ve beslenme sırasında küçük balık sürülerinin peşinden su yüzeyine yaklaştıkları, doyduklarında ise derin sulara doğru indikleri tespit edilmiştir.
Palamut lezzetli bir balıktır. Çeşitli yemekleri yapıldığı gibi tuzlu (lakerda), kurutulmuş füme ve konserve olarak da yenir. Çeşitli ağ ve oltalarla, gece ve gündüz olmak üzere avı yapılır.
Palamut balıklarının genellikle sırtları koyu mavi, yanları gümüşi ve karınları beyaz renktedir. Türleri ve yaşlarına göre gövdelerinde arkadan öne, sırttan karın hizasına doğru, meyilli veya dikine siyahımsı çizgi ve bantlar taşırlar. Koyu mavimsi veya esmerimsi olan yüzgeçler muntazam olmasına rağmen gövdeye oranla oldukça küçüktür. Kuyruk yüzgeci çatal biçimindedir. İkinci sırt yüzgeciyle anüs yüzgecinden kuyruğa doğru yedi-on adet yalancı yüzgeç (pinnül), kuyruk sapının dibinde de birer çıkıntı bulunur. Füze biçiminde bir gövde yapısına sahip palamut balığının pulları ufaktır. Kafası ve çeneleri uzunca, ağzı büyüktür. Çenelerinde sivri ve batıcı dişler bulunur. Gözleri gövdesine oranla küçük, burun delikleri gözlerinin ön tarafındadır.
Palamut oldukça süratli yüzen bir balıktır. Saatte 10-12 deniz miii katedebilir. Ani olarak durabiiıir ve dönüş yapabilir. Yüzme kesesi yoktur. Bu familyadaki türler genellikle sahillerin 2-10 mil kadar açıklarında 15-100 m. ‘ye kadar olan derinliklerde gruplar halinde toplanıp üremelerini sürdürürler.
Güney bölgelerimizde üreme nisan-mayıs aylarında olurken Karadeniz’de mayıs- haziran ve hatta ağustosa kadar sürdüğü belirtilmektedir. 400.000-600.000 yumurta bırakabilen bu balıkların yumurtaları pelajik olup 1-1.8 mm. çapındadır. Kuluçka süreleri dört-altı gündür. Yumurtadan çıkan larvalar önceleri planktontarla, daha sonraları da küçük balıklarla beslenirler Büyümeleri hızlı bir seyir takip eden bu larvalar, türlerine göre eylül veya ekim başlarında 5-15 cm. boya erişebilirler.
Çapariler:
Çapariler çingene palamutu için beden 0.50. köstekler 0.40 numara parlak beyaz naylondan hazırlanır. 25 cm. ‘lik kösteklere 9 no. kalaylı iğneler veya 4/0 kalaylı iğneler takılır. Genellikle 35-50 köstekten meydana gelen çaparilerin iğnelerine martının, kazın göğüs tüylerinden veya beyaz horozun boyun tüylerinden kırmızı ibrişimle üç-dört adet bağlanır.
Palamutlar büyüdükçe çapariyi daha sağlamlaştırmak için köstekler 0.60-0.70, bedenler ise 0.70-0.80 naylondan yapılır. Tabii olta kalınlaştıkça iğneler de büyür. Bu kez aynı kalitelerde 7-8 no. kalaylı veya 5/0-6/0 kalaylı iğneler kösteklere bağlanır.
Çaparinin olta kısmı 100-120 no. naylondan yapılır ve 40-50 kulaç uzunluğunda olur. Kasnak diye adlandırılan mantarlı tahtaya sarılır. Oltanın ucuna 5cm. ‘lik bir fırdöndü takıldıktan sonra çift kat 0.80 misinadan bir kulaç uzunluğunda “kolçak” adını verdiğimiz kasalı bir parça aynı fırdöndüye kasalanır. Kolçağın diğer ucuna yine 5 cm.’lik bir fırdöndü takıldıktan sonra bu fırdöndüye de beden takılır. Çaparinin ucundaki kasaya da çift ilmek yapılarak iskandil takılır. Suların durumuna ve balığın akış yüksekliğine göre iskandiller 200-400 gr. arasında değişir. 2 mil süratle motorla gezilir.
Hepimizin bildiği gibi lüfer, palamut, torik gibi dişli balıklar eylül ve ekim aylarında başlıca yemleri olan kraça, istavrit, hamsi, aterina gibi küçük balıkları önlerine katarak Karadeniz’den İstanbul Boğazı’na inişe geçerler. Bu sırada hem yemlenirler, hem de Boğaz kıyısından yünlü zokalarını pırıl pırıl parlatmış amatör balıkçılara av verirler.
Yünlü:
Yünlüler gümüş, hamsi ve istavrit balıkları biçiminde 40-120 gr. ağırlığında, 8-14boyunda kurşundan dökülmüş zokalardır. Bazı yünlülerin ortasına bir delik açılır ve buraya horozun kuyruk veya boyun tüy lerinden iki adedi kibrit çöpüyle sıkıştırılmak suretiyle takılır. Tüyler yem balığının yüzgeçlerini andırdığından bu tür yünlüler daha avcı olarak kabul edilir.
Yünlülerde kullanılan iğneler 2/0-6/0 no.’lardır. Palamut kıyıya yakın oynağa kalkıyorsa, yünlünün iğnesine 20-25 cm. uzunluğunda 2/O’lık iğneli ve üç horoz tüyü bağlanmış bir-iki adet köstek takılır ve birden fazla palamut alma imkanı doğar.
Yünlüler kıyıdan akıntılı sulara 50-70 metre fırlatmak, diplemesini bekledikten sonra 6-7 kulaç sayıp süratle çekip bırakmak suretiyle kullanılır.
Yünlü zokasına 1-1.5 kulaç, 0.40-0.60 no. misina bağlandıktan sonra bu beden 2-3 cm.’lik fırdöndüyle 0.60-0. 80 no. el oltasına bağlanır. Böylelikle yünlü takımı ava hazır olur.
Balığın boyuna göre takımdaki zoka, iğne, fırdöndü ve misina numarası büyütülür veya küçültülür.
Av Sırasında Dikkat Edilecek Noktalar:
— Yem balıklarının kıyıdaki davranışlarına dikkat ediniz.
Süratle ve adeta kıyıları yalarcasına yüzen istavrit, kıraça sürüleri varsa veya hamsi sürü halinde kıyıya bir yaklaşıp, bir uzaklaşıyorsa açığında muhtemelen palamut, torik, lüfer veya kofana var demektir.
— Yünlü zokanızın cam istekayla iyice mazgallanıp cıvayla parlatılmış olması, üzerinde diş izleri bulunmaması gerekir.
Av sırasında torik veya palamut yünlüyü dişler. Her atış ve çekişte yünlüyü kontrol ediniz, matlaşma varsa yine takım kutunuzda olan bir güderiyle parlatınız.Sarıdan dökülmüş nikelajlı yünlü zokalar bu bakımdan daha avantajlıdır.
— Zokanızı elle veya kamışla atarken etrafınıza ve özellikle arkanızda bulunan kişilere dikkat ediniz. Balık heyecanıyla istenmeden çok kötü kazalar olabilir. Yünlü zokayı havada döndürerek fırlatmayınız. Bedeni biraz kısaltıp yünlüyü sol elinizde, fırdündüyü sağ elinizde tutup sol elle hız alıp, sağ elle atabilirsiniz.
— Yünlüye bedeni bağlamadan deliğinde çapak olmamasına dikkat ediniz, varsa kalın bir misinayı delikten bir kere geçirip ileri geri hareket ettirerek temizleyebilirsiniz. Atışlar sırasında çapaklar misinayı yıpratır ve balığı çekerken istemeyerek hem zokayı hem balığı kaybedebilirsiniz.
— Birkaç atıştan sonra bedeni fırdöndüye bağlayan düğümü kontrol ediniz. Bu dügümler de bir süre sonra yıpranabilir.
— Avlanırken yeri suyla ıslatınız. Oltanızı çekerken mümkün olduğu kadar dağıtmadan bu yerde toplayıp üstüne basmamaya dikkat ediniz.
Balığın tay yaptığı anda oltanın rüzgSrdan dağılarak karışması, oldukça tatsız bir olaydır.
— Oltanızın gamını mutlaka alınız. Bu da karışmayı önleyecektir.
— Misinanınızın herhangi bir yerinde düğüm olmamasına dikkat ediniz. Düğüm misinanızın bir süre sonra kopmasına veya karışmasına sebep olabilir.
— Palamut avlanırken ince bir takıma torik takılabilir. Kullanarak kıyıya kadar getirdiğiniz toriği birden kaldırıp yüksek rıhtıma almak risklidir. Beden ince olduğu ve balık da çok iri olduğu için kopabilir. Av sırasında bir el kakıcı veya bir kepçe o anda işinize çok yarayacaktır.
— Av sırasında kıyıdan geçen motorlara dikkat ediniz.
(yok) Yorum yapıldı Yorumla
KIRLANGIÇ BALIĞI

Bedeninin yanlarında, sırttan karna doğru uzanan parelel çizgiler bulunur. Yandan görünüşü koni şeklindedir. Ağzı çok büyüktür. Dişleri kesici değildir. Göğüs yüzgeçlerinin ön yanında yüzgeçten ayrı üç adet sakal vardır. Bu sakallar balığın dipte yürümesini, kumları, çakılları karıştırmasını sağlar. Yaşamını diplerde oturarak ve gezinerek geçirir. Bu nedenle karnı beyazdır. Boyu 35-40 cm. ye, ağırlığı da 4 kiloya kadar çıkar. Renkleri göz alıcıdır. Kırmızı, pembe ve mavinin değişik tonları, özellikle yelpaze şeklinde olan göğüs yüzgeçlerinde belirgindir. Göğüs yüzgeçlerini açtığında renkler bir gökkuşağını andırır.
Ülkemiz denizlerinde, Karadeniz'de daha az olmak üzere, bol bulunur. Başlıca beş türü vardır: Asıl kırlangıç, benekli kırlangıç, öksüz, dikenli öksüz, mazak.
Asıl kırlangıç parlak kırmızı renkli ve büyüktür. Bazılarının 8-l0 kilo ağırlığa çıktığı bile görülmüştür. Daha çok küçük sürüler halinde ve genel olarak da çift çift yaşarlar. Ufak balıklar, istakoz ve çağanoz yavruları yiyerek geçinir. Yerli balık olarak kabul edilmesine karşılık, Marmara ile Boğaz arasında gezinir.
Kırlangıç, yakalanıp sandala alındığında (guruk guruk) diye sesler çıkarır. Bazı balıkçılar bunu ağladığına yorarlar. Oysa, çok büyük yüzme keseleri olduğundan bu, kesenin sıkışması sonucu dışarı çıkan havanın sesidir.
Benekli kırlangıç aşağı yukarı kırlangıcın aynısıdır. Yalnızca farklı olarak iki yanında benekleri vardır.
Mazak, kırlangıçtan daha küçük bir türdür. En çok 25 cm. boya ulaşabilir. Başının yandan görünüşü ile barbunyayı andırır. Rengi kırlangıca göre daha koyu kırmızıdır.
Öksüz ise, renginin pembe olması ile kırlangıçtan ayırt edilir, Kırlangıç kadar iri olanları nadirdir.
Dikenli öksüz ise sırtından uzanan dikenlerin büyüklüğü ile öksüzden ayırt edilir.
Üremeleri yaz aylarında olur.
AVCILIĞI
En zevkli avcılığı tellibeden ile yapılanıdır. Oldukça da verimlidir. Yem olarak akyem kullanılır. Bütün yada fileto halinde oltaya takılır. Kırlangıç oltaya geldiğinde su seviyesine kadar çıkarılıp oradan ya kepçe ile ya da solungaçlarının altından baş, işaret ve orta parmaklar ile tutularak alınır. Aksi halde bedeni koparır. İçeri alınan balıktan sonra, oltayı hemen aynı yere koyuvermek gerekir. Çünkü genelde çift gezen bir balık olduğundan mutlaka eşi de aynı yerdedir.
PARAKETE İLE AVCILIĞI: En verimli avlanma şeklidir. Akyemler bütün olarak kullanılır. Öğle güneşinde atmak, iki saat sonra çekmek gerekir. Kumluk yerlere atılır.
Ayrıca yemli köstekli ve zokalı oltalarla avcılığı yapılır. Bu avcılıkta iskandil dipte tutulup hafif kürek çekerek, ya da akıntı tesiri ile kayarak avlanılır.
(yok) Yorum yapıldı Yorumla
SAZAN BALIĞI AVLAMA YÖNTEMLERİ
“Avlak özelliklerini saptama” becerisini geliştirmenin en zevkli ve önemli yollarından biri ele geçen her fırsatta balığın bulunduğu gölet ya da nehrin kenarında sadece gözlem yapmaktır. Bunu biraz daha geliştirirsek avlak okumanın hedef balığımızın bulunması en olası noktaları görebilme yeteneği diye de değerlendirebiliriz. Bu noktalar bazen biraz sağduyu kullanarak ve çıplak gözle görülebilir derecede açık da olabilirler. Görülemeyen noktaları netleştirmek ise biraz daha uğraşmayı gerektirir ama sonuçta avda randımanı kesinlikle artıracak bir uğraşı olur. Ne yazık ki bizim sularımızda sazan peşinde koşan amatörlerin büyük bölümü sazanın oynak yaptığı böylesi görülemeyen noktaları atlamakta ve gölet ya da nehir kenarlarında “Ya nasip!!” grubunu oluşturmaktadırlar. Tabiiki avlarımızda nasip, şans, kısmet gibi ilahi güçlerin katkısı yatsınmaz ama tamamen şansa bırakılan avlarda da randımanın ne oranda olacağı doğrusu tartışılır.* Bir çoğumuz,* yerleştikleri noktanın alt yapısı ve sazan için uygunluğu konusunda hiçbir fikri olmadığı halde kendini suyun kenarındaki boş bulduğu noktaya atmak için arabanın kapısını bile kapayamayacak kadar acele ve telaş içinde davranan amatörleri görmüyor muyuz?
Ben Abu'nun gözlüğünü amatörler için kullanışlı gözlüklerden biri olarak görüyorum.
Avlandığımız gölet ya da alan ne kadar küçük olursa olsun, sadece birkaç saatliğine avlanmaya gelmiş bile olsak, balığın bulunduğu bölgeyi ve bu bölgeden en iyi randımanı verecek yerleşim düzenini belirlemek için zaman harcanmalıdır. Balığa yeni başlayan genç amatör kardeşlerimiz bazen avlakta sazanın yerini saptamada güçlük çekerler ki bu başlangıçta gerçekten de zor olabilir. Ama bununla ne pahasına olursa olsun zaman harcanırsa kısa zamanda bir gölette oynayan kuzu ile diğer balık hareketlerinin ayırımını yapacak noktaya gelineceği kesindir. Çoğunlukla da balığın yerini saptamada güçlük çekenler, iyi bir polarize gözlük ya da dürbünle, hakim bir noktaya (bu bazen bir ağacın üstü bile olabilir) çıkıp da etrafı ciddi bir biçimde gözlemleme çabasına girmeyen, suyun kenarında çay demlerken etrafa öylesine bakan amatörlerdir. Bence buradaki temel yanlış böyle bir gözlemle vakit harcamanın değer olup olmaması noktasındadır ki ben balığın çeşitli nedenlerden bulunmadığı bir noktaya olta atıp beklemektense yarım günümü elimde dürbünle etrafı inceleyerek geçirmeyi tercih ederdim. Ancak önceden de belirttiğim gibi avlaklarımızdaki “Ya nasip!!” grubunun bunu yapmakta zorlandığı bir gerçektir.*Oysa, tek yapılması gereken etrafta bir kuzunun varlığını gösterecek bir belirtinin, bir işaretin saptanmasıdır ki bu bir sazanın sırt yüzgeci, ya da suyu yarışı veya iri bir sazanın suya yatırdığı birkaç dal ya da kamış parçası bile olabilir. En bulanık suda bile polarize gözlüklerin yardımıyla su* yüzeyinin 15-20 santim aşağısını görmek mümkündür ki bu da çoğu zaman yeterli olabilmektedir. Bazen sazanın kendisini görmesek bile bölgedeki varlığını gösteren işaretleri aradığımız için kendimizi bir iz sürücü gibi de hissedebiliriz. Örneğin, nispeten berrak bir suda göl tabanının bulanık olması burada bir sazan hareketine işaret edebilir. Kaldı ki sazanların zaman zaman çok gürültücü olduğuna da tanık olmuşuzdur. Ani bir atlama veya suya çarpma sesi ya da sazanın yüzeyden yemlenirken çıkardığı emme ya da amatörler arasında daha yaygın bilinen damak vurma sesi gibi sesler bizim için birer işaret olabilir.
Polarize gözlüğü özellikle şamandıralı olta ile avlananlar daha kullanışlı bulacaklardır.
Birçok genç ve balığa yeni başlayan amatörün, gölette hiçbir sazan belirtisi bulamadığı durumlarda önemli bir hususu gözden kaçırdıkları da gerçektir. Sazanların gerçekten hareketli olmadığı zamanlar da vardır. Böylesi anlarda sazanı saptamak için en önemli husus sessizlik ve gizliliktir. Beyaz bir t-shirt giyerek, büyük postallarla avlağın etrafında gürültülü bir şekilde dolaşan bir amatöre herhalde huylu ve tedirgin bir sazanın görünmesi pek akıllıca olmayacaktır. Bir hayalet sessizliğinde ve ani hareketlerden kaçınılan bir sakinlikte hareket edildiği takdirde sazanın en sığ bölgeleri bile yokladığı gözden kaçmayacaktır. Sabah serinliğinde üşüyen bir amatörün ısınmak için oltalarının başında zıpladığına ve ardından da “Balık tatsız!!” dediğine hiç tanık olmadınız mı? Oysa en olmayacak noktaları bile gezinmekten kaçınmayan bir sazanı oradan kaçıracak tek şey gürültüdür. Bazı amatörler de suyun kenarında alabildiğince gürültü yapıp sadece balığa yakın olduğunda sessiz olmaya çalışırlar ki bu çok geçtir. Amatörün özellikle sazanın onu görmeden önce sessiz olması, dikkat çekmeyen ve ortama uygun kıyafetlerle avına yaklaşması veya beklemesi daha doğrudur. Arkasından gelen güneş nedeniyle suya düşen gölgesi yetmiyormuş gibi bir de ayağa kalkıp yandaki arkadaşına el kol hareketleriyle bir şeyler anlatmaya çalışan amatör adeta o bölgedeki sazanları kovalıyor durumdadır.
Avlakta suyun kenarına yerleşme konusunda da bir çok amatörün özenli davranmadığına tanık oluyoruz. Özellikle suya yakın noktalara çadır kurma telaşı içindeki amatörler bazen tam bir şantiye gürültüsüne neden olabiliyorlar. Demirler yerlere çakılıyor, eşyalar paldır küldür taşınıyor, unutulan malzemeler için söylenmeler, yakacak odunların kesilmesi ve daha neler neler. Bunlar doğal olarak huylu bir balık olan sazanı tedirgin edecek ve bölgeden uzaklaştıracaktır. Peki, sazanlar geri dönmeyecekler midir? Tabii ki geri dönerler ama bu ciddi bir zaman kaybı demektir ve sazanların yerini bulmak için azımsanmayacak bir zaman harcamış amatör için de özellikle gözlemlerinin sonucunu almak için değerli ve en önemli ilk birkaç saatlik zamanın boşa harcanması demek olacaktır.
Babam yemleme için mısır hazırlarken.
Yukarıda bahsedilen ilkeler ışığında söz konusu avlağa her gidişte notlar alınmalı ya da bir şekilde bilgiler kaydedilmelidir. Bu kaydetme işi ise birçok amatör tarafından lüzumsuz görülmekte, hatta yazma alışkanlığı fazla gelişmemiş amatörler için de biraz zulüm gibi gelmektedir. Allah var ya daha şimdiye kadar avlandığım avlaklarda böyle not alan ve kayıt yapan bir tek amatör görmedim desem yeri var (Eğer kayıt tutanlar varsa, beni affetsinler lütfen). Böyle bir alışkanlığın olmamasının amatör balıkçılık felsefesine kadar uzanabilecek bir yaklaşım farklılığından kaynaklandığını sanıyorum. “Kıytırıktan balık avının kaydı mı olur? Ne gerek var kayda, kuyda abi, önemli bir iş mi yapıyoruz sanki! İşin mi yok ya kayıt falan, boşver! Kaydı bırak da içelim güzelleşelim abi!” türü yaklaşımlar nedeniyle de bizler her seferinde tekerleği yeniden keşfetmek zorunda kalmıyor muyuz? Halbuki küçük bir not defteri ve oraya yazılacak birkaç temel husus; sıcaklık, rüzgar yönü ve genel koşullar gibi bilgiler, bazen atlayan bir balığın görüldüğü nokta filan. Zaten oltanın başında saatlerce oturmuyor muyuz? Bu arada bile bir kağıda birkaç not almak herhalde o kadar zor olmasa gerek. Özellikle bu alınan bilgiler eve dönüldüğünde o kadar önemli ipuçları veriyor ki ben şimdilerde kayıt tutmadığım yıllara, suyun kenarında boşa geçen zamanlar diye yanıyorum.
Yıl boyunca tutulan kayıtlarla elde edilen bilgiler en verimli bölgeleri ve zamanları ortaya koyacak bir hazine değerine sahiptir ve en güzel tarafı da sizin boş zamanlarınızı değerlendirmenize yarayacaktır. Hatta, eğer avlanılan avlaklar şehre ya da eve yakınsa fırsat buldukça oltasız olarak ziyaret edilmesinin yararı tartışılmaz derecede büyüktür çünkü avlakta ve suyun kenarında bizzat yapılan gözlemlerin yerini hiçbir bilgi tutamaz. En basitinden Eskişehir’e en yakın avlaklardan biri olan Keskin Göleti’ne birçok amatör “Burada balık yok!” ya da “Keskin balık yapmıyor!” gibi düşüncelerle gitmezken benim gidip birkaç balık yakalamamın nedeni olarak gölete oltasız olarak sadece 2007 yılında bile 13 kere gittiğimi gösterebilirim. Kışın karda bile babamla beraber, çocukları da alıp termosa koyduğumuz çayları içmek ve temiz hava almak için her gidişimizde elde ettiğim bilgilerden daha sonra çok verimli bir biçimde yararlandığımı söyleyebilirim.
El altında hazır bir dürbün uzak mesafedeki sazanların hareketini kolay saptamak için.
Şüphesiz, biz amatörlerin bir çoğunun işinin, gücünün ve ailesinin olması “Avlak Özelliklerinin Saptanması” eylemi için her dakikayı su kenarında geçirmesini engelleyecektir. Ancak, bu koşullar bir yana bırakılırsa bir av partisi öncesinde böylesine bir gözlem için bir saatlik bile olsa, dolaşma, fikir alış-verişi ve seçilen avlakla ilgili gözlemlerde bulunmanın randımanı artıracağı da neredeyse kesindir.
Ayrıca sadece balığın gözlemlenmesi de çoğunlukla yeterli olmayacak, gözlemlenen balığın davranış özelliklerinin de saptanması gerekecektir. Örneğin Julian Cundiff, sazan balıkçılığı ile ilgili kitabında atlayan sazanın muhakkak yemlenen sazan olması gerekmediğine dikkat çekerek, büyük bir şapırtı ile suyun yüzüne çıkarak kendini suya vuran sazanın illa yemlenen bir balık olarak görülmemesi gerektiği, bunun sazanın hareket halinde olduğunun da bir göstergesi olabileceğine dikkat çekmektedir. Bu görüntünün amatörü heyecanlandırmasına rağmen bu noktanın ana bir yemlenme noktası olarak değerlendirilemeyeceğine dikkat çeken yazar, nispeten daha sessiz ve yuvarlanırcasına sırt yüzgeçleri görünerek atlayan sazanın büyük olasılıkla yemlenme peşinde olduğuna ve bu bölgenin de bir yemlenme bölgesi olabileceğine işaret etmektedir.
Yapılan her türlü gözlem ve araştırma sazan amatörüne birçok ipucu verir.
Öte yandan Richard Stangroom sazanları iki grupta değerlendirmekte ve bunları gezinen ve yataklı sazan olarak ele almaktadır. Gezinen gruptaki sazanların belirli bir biçimde 24 saat boyunca sabit bir gezinme rotası ile yaptıkları bu yolculuğu ilkbahar ve yaz aylarında saptamanın daha kolay olduğunua dikkat çeken yazar, sazanların bu gezinmeyi doğal besin kaynaklarındaki hareket nedeniyle değiştirmek zorunda kalmadıkları sürece yıl boyunca sürdürdüklerini de idda etmektedir. Ayrıca ikinci grup olarak ele alınan yataklı sazanların genellikle göletin bir bölgesinde kaldıklarını ama bunların diğer sazanlara oranla sayıca daha az olduklarına dikkat çekmektedir. Bu sazanların çoğunlukla göletin bitki yapısının daha yoğun olduğu bölgelere yakın kaldıklarını, tıpkı gezinen sazanlar gibi sevdikleri beslenme alanları ve zamanları olduğuna işaret etmektedir. Buradan hareketle de en güzel olta atılacak noktaların ise bu iki sazan grubunun kesiştiği ve yemlenmede örtüştüğü alanlar olduğuna dikkat çeken yazar, bunu aynı noktadan ve aynı sazanları defalarca yakalayarak teyit ettiğini ileri sürmektedir.
Kısacası avlak kenarında yapılacak gözlemlerin ve değerlendirmelerin amatörün avının verimli geçmesine katkıda bulunacağı artık bilinen bir gerçektir. Tabii ki buraya kadar belirttiklerim hep avlakların görünen özelliklerinden hareketle avlanacağımız noktanın saptanması açsısından önem taşımaktaydı. Julian Cundiff adlı yazarın konuyla ilgili şu sözünü yazmadan geçemeyeceğim
“Sazanın olduğu yerde 10 dakika, sazanın olmadığı yerdeki 10 saatten daha iyidir!” Buna paralel olarak da göletlerde benim gözlemlediğim en büyük yaklaşım yanlışı olan ve “Ya nasip!!” gruplarınca da sıklıkla başvurulan rastgele bir noktaya yerleşerek avı kadere, kısmete bağlamanın ne derece doğru olduğunu eleştiren şu açıklamayla da bitirmek istiyorum. “Sazan avında sazanın size gelmesini beklemeyiniz, çünkü gelmeyecektir. Siz ona gitmek ve onu bulmak zorundasınız. Bunun aksi olmaz…”
Bazen gözlem ve keşif için gölete gittiğinizde böyle donmuş bir gölet sürprizi ile de karşılaşabilirsiniz.
“Avlak Özelliklerinin Saptanması” konusunda olay sadece balığın gözlemlenmesi ve yerinin saptanması ile sınırlı değildir. Birçok amatör deneyim yoluyla koşullara göre sazanın yemlenme olasılığı yüksek noktalarını saptama becerisini içgüdüsel olarak da geliştirebilir. Onların temelde hava olmak üzere farklı avlak koşullarını etkileyen birçok faktörü yorumlama yeteneği zamana bağlı olarak gelişmiş de olabilir. Kaldı ki bu bahsedilenlerin büyük bir çoğunluğu da zaten yalın mantık kuralları ile de açıklanamayabilir. Bu nedenle de sözü değerli birçok amatör sazan balıkçılığı yazarı gerek avlak, gerek teknik, gerekse de yöntem ve yaklaşımlar konusunda amatörlerin bunları ciddiye almasını ancak avlandığınız yerde geliştirdiğiniz kendi değer yargılarınıza bunların hükmetmesinden yana değildirler. Bir başka deyişle bunları bilelim ama koşullara göre değişebilen kendi yargılarımıza da güvenelim demektir.
Şu bir gerçektir ki, bir göletteki hem görülebilen hem de görünemeyen özelliklerin doğru yorumlanması ile bütünleşen balığın hareketlerinin gerçekçi bir biçimde değerlendirilmesi, rastgele bir noktaya “Ya nasip!!” diyerek yerleşilmesinden ve balığın yemi bulup ta yemesini beklemeye oranla daha rasyonel bir yaklaşımdır. Bir göletin görülebilir fiziki özellikleri arasında, eskiden kalmış çalı veya ağaç kökleri olan bölgeleri, yosun ya da kamış gibi doğal bitki örtüsünün yoğun olduğu alanları, suyun düşük ya da yüksek olması ile şekillenen adacık, girinti, burun veya koy yapılı alanlar, gölete su sağlayan kaynakların ve dere ağızlarının gölete açıldığı alanlar ile* taşlık ve kumluk sığlıklar ve platolar sayılabilir.
Sazan amatörü için günün her saati araştırma ve gözlemle değerlendirilebilir.
Ancak tüm bu çıplak gözle görülebilir özelliklerin dışında göletlerin bir de görünmeyen yüzü ya da bu görülebilen özelliklerin çok belirgin olmadığı durumlar da vardır. “Avlak özelliklerinin saptanması” konusunun önemli bir bölümünü de göletlerde rahatlıkla göremediğimiz alt yapıyı oluşturan fiziksel özelliklerin gün yüzüne çıkarılması oluşturur. Bunların farkında olamayan amatörlerin hem balığın yemlenmediği bölgelerde olmaktan hem de sürekli takım yitirmekten dolayı çoğunlukla hayal kırıklığı yaşadığına da tanık oldum. Bir tarihte, Keskin Göleti’nde avlanırken sağımdaki koyun içine doğru olta atan iki amatörün sürekli olta kopartmasını üzülerek izledim. Çünkü söz konusu koyun tam ortasında, yani eski dere yatağının orta kısmını oluşturan bu bölgede, su yüksekken gözükmeyen, eskiden kalmış çok sayıda ağaç kökü ve çalı kalıntısı vardı. Bilgiçlik taslamaktan korktuğumdan, kendilerini uygun bir dille uyarmama rağmen onları ikna edemedim ve sonuçta yarım saat içinde altı olta kopartıp bölgeyi terk ettiler. Hani derler ya “Bir müsibet, bin nasihattan daha iyidir!” diye, bu kardeşlerim benim söylediklerimi yaşayarak öğrenmiş oldular.
Gölet gibi su kaynaklarının görünemeyen fiziksel özellikleri içinde de çamur, batak, kil ve kum tabanlı alanlar, taşlık uzantılar, kıyıya dik inen çökekler, kum ya da taşlık platolar ile bunlardan oluşan çukurluk alanlar ve bitki köklerinin yoğun olduğu bölgeler sayılabilir. Tıpkı bizlerin arabayla karayollarını ve otobanları kullandığımız biçimde sazanların da kullandığı belirli rotalar ve yollar olduğu neredeyse kesin gibidir. Yıllar önce Sivrihisar Çakmak köyü yakınlarındaki azmakları yoğun avladığımız dönemlerde, derinliği 1,5 ile 2 metre arasında değişen ve suyun cam gibi berrak olduğu bir alanda avlanırken buna defalarca tanık olmuştum. Sazanlar kanal şeklindeki bu alanın kamışlık olan bölgesinden, bizim avlandığımız alana doğru yaklaşmak için alanın ortasındaki diğer yerlere göre daha derince olan bir yolu kullanıyor ve buradan bizim oltalara yaklaşıyorlardı. Çıplak gözle yukarıdan bakınca diğer noktalardan bir farkı olmayan bu yolağı kulananan sazanlar buradan da alanın daha sığ olan diğer bölgelerine doğru dağılıyor ve yemleniyorlardı. Oltalarımızı bu yolağın ortasına yakın noktalara her atışta balık alıyor diğer noktalara attığımız oltalara ise neredeyse hiç balık vurmuyordu.
Bir alışkanlık hayvanı olan sazanın doğal yemleri daha kolay bulabildiği kum ve batak yapılı alanların sertleşmiş olan bölgelerinde, taşlık uzantıların kumla buluştuğu alanlarda ve kamış ve yosun gibi bitkilerin çürümüş çökeltilerinin yoğun olduğu yerlerde ve ani derinleşen dik bölgelerin oluşturduğu çukurluklarda daha çok yemlendiği de göz ardı edilemez. Bir göletin görünmeyen bölgelerindeki böylesi özellikleri iyi değerlendiren amatörün daha verimli bir av yapma olasılığı doğal olarak daha yüksek olacaktır. Suyun altında kalmış, görünürde hiçbir belirti vermeyen böylesi bölgeleri bulabilmek* “Avlak Özelliklerini Saptamak” ana eksenli bu yazımın da en can alıcı noktasını oluşturuyor zaten. Bu nedenle de sazan avında amatöre çok büyük katkıda bulunacak gölet yatağı topografisi ile ilgili bilgilerin iyi değerlendirilip kayda geçirilmesi büyük önem taşır. Bu bilgilerin yazılı olarak saklanmasının aynı avlakda daha sonra yapılacak avların daha verimli geçmesini sağlayacağı gün gibi açık olmasına rağmen bir çok amatör böyle bir kayıttan ziyade detayları aklında tutma yolunu seçmekte ve bunlar da zamanla unutulduğundan aynı avlakta bir yabancı durumuna düşülmektedir.
Bazen göletlerin yatak topografisini çıkartabilmek için tabiat ana ilginç olanaklar sunar. Bunlardan birini de 2007 yılında zaten yaşadık. Bu sene yaşadığımız kuraklık belki bir çok açıdan olumsuzluklara yol açtı ve inşallah bir daha olmaz ama bu kuraklık aslında biraz dikkatli sazan amatörleri için de olağanüstü bir fırsat yarattı. Bir çok gölette su seviyesi inanılmaz seviyelere düştü. Bu o ortamda yaşayan canlılar için büyük bir sıkıntıydı ama bundan ders almasını bilen ve ödevini iyi yapan amatörler içinse bulunmaz bir fırsattı. Ben kendimi bu açıdan biraz şanslı amatörler arasında görüyorum çünkü birçok fotoğraf çektim ve gözlemde bulunarak kayıt yaptım. Bu kayıtların bana nasıl yararı olacağına örnek ise aşağıda sizlerle paylaşmak istediğim birkaç resimde daha net görünüyor.
Sizlerin de başına sık gelmiştir bazen sadece belirli oltaların çalışması ve diğerlerinin yatması. Bunu sadece şansla açıklamak bence gerçek bir sazan amatörü için bu avı fazlasıyla hafife almak anlamına gelebilir. Yukarıdaki avda da işaretlediğim oltanın en fazla balığı tutmasının muhakkak bir açıklaması olmalıydı. Ancak göletin altını göremediğimiz böylesi durumlarda aşağıda neyin olup bittiğini anlamak için ya sualtı kamerası ile çekim yapmak ya da alt yapıyı iyi bilmek gerekiyordu. Evet balığın oltaya vurması için tek parametre tabii ki altyapının iyi bilinmesi değil ama böyle bir durumda ısrarla aynı oltaya balığın vurmasını açıklamak için kahin olmak da gerekmiyor.
Bu oltanın neden çok çalıştığını herhalde bundan sonraki resim açıklayacak …
Suyun altını göremediğinde aşağıda neler olduğunu bilmek de zor …
Avlandığınız avlak eğer iyi bildiğiniz bir avlaksa iş değişir ama bilmediğiniz bir avlağa gittiğinizde genellikle yukarıdaki gibi bir görüntü ile karşılaşırsınız. Her yerin birbirine benzediği bir su kıyısı. Bu noktaya yerleşip oltalarınızı döşediğinizde ise soldaki ya da sağdaki oltaların birbirinden bir farkı yoktur sizin için. Eğer oltalarınızı attığınız noktanın, daha doğrusu kösteklerinizin düştüğü noktanın neresi olduğunu bilseydiniz tabii ki ümitli oltaları diğerlerinden daha rahat ayırt ederdiniz. İşte "Avlak Özelliklerinin Saptanması" konusu da bu noktada devreye giriyor zaten. Olta nereye düşüyor? Oltanın düştüğü nokta balığın yemlendiği bir nokta mı? türünden avın kaderini belirleyecek sorulara birazcık olsun yanıt bulabiliyorsak bu avın verimli geçmesi için yolun yarısını çoktan aşmış olmuyor muyuz?
Çekilen sular alt yapıyı ortaya çıkartıyor ve değerli topografik bilgiler sağlıyor ...
Yukarıdaki resimde ise aynı noktanın su düşükken çekilmiş fotoğrafı ile bölgenin fiziksel özellikleri ve topografisi nispeten daha belirgin bir halde. Bu resmi çekmek için bölgenin kuraklık yaşaması çok acı ama bunun iyi bir şekilde değerlendirme olanağı sunduğu da açık. Resimde de gördüğünüz gibi benim önceden verdiğim resimdeki en fazla balık yakalayan olta o alanın en derin yerine düşüyor ve iri sazan için de avantaj oluşturuyor. Kaldı ki bu resimden pek belli olmuyor ama yine oltanın düştüğü noktanın alt yapısı sazanın yemlenme için dolaşacağı uygun bir zemin oluşturuyor. Alanın kuzey batı rüzgarlarını alması ile resimdeki derin bölgenin önündeki taşlık set (gravel path) derin bölgeye doğru doğal yemlerin rahat bulunabileceği bir tortu ve çökelti bırakmış. Aynı zamanda yakından yaptığım incelemelerde de bu alanın çamurlu, kumluk yapısı sazanın burnunu sokarak oldukça derinlere kadar araştırma yapacağı, kıl kurtlarını ve diğer kurtçuklar ile su böceklerini bularak yemlenebileceği bir ortam oluşturuyor. Bütün bunlar o noktaya düşen bir oltanın sazan tarafından diğer koşulların da elverişli olması halinde (rüzgar, sıcaklık, dalga vs.) kabul edilebilir bir yem seçeneği sunduğunu göstermiyor mu?
Önceden de belirttiğim gibi "Avlak Özelliklerinin Saptanması" eylemini ciddiye alan tüm sazan amatörlerinin atlamaması gereken bir konu. Eğer avlak gerektiği biçimde okunur ve yorumlanırsa gerçekten de yolun yarısı aşılmış olur. Konunun genişliği nedeniyle bundan sonraki bölümde yine konuyla ilgili bir başka önemli husus olan alt yapının bilinmediği avlaklarda "Plumbing", yani "Su derinliğinin ve alt yapının belirlenmesi" konusunu işlemeye çalışacağım.
Su Derinliğinin ve Alt Yapının Belirlenmesi:
Bundan önce de belirtiğim gibi bir göletin görülebilir özellikleri arasında yer alan, çalılık ve ağaçlık bölgeler, yosunluk ve kamışlık alanlar, kumsallar, adacıklar, burunlar, koylar ve platolar zaten amatörlerin çıplak gözle görüp avlandığı bölgeleri oluşturuyordu. Ancak, eğer avlanacağımız avlak kıyıdan çıplak gözle görülmeyen taban özelliklerine sahipse bunları nasıl öğreneceğiz? Ya da oltanızı attığınız noktanın tam olarak derinliği nedir? Bütün bölgenin derinliği aynı mıdır? Yoksa altta da platolar, yükseltiler var mıdır? Bunları öğrenme yolumuz ne olacak.
Sazan balığının göletin tabana yakın ve derin yerlerinde gezinmeyi sevdiği bilinen bir gerçek olmasına rağmen avlanılan göletin yatak topografisi olmaksızın “derin” sözcüğünün anlamı nasıl bilinebilir? Bunu bir bot ya da tekneyle gölete açılıp bölgeyi uzun bir kamışla ölçerek de saptayabiliriz ama bunun iki dezavantajı olur. Birincisi balıkları o bölgeden ürkütebiliriz, ya da gölet kamışın boyunu geçecek derecede derin olur, ölçmeyi yapamayabiliriz. Ayrıca göletin taban yapısının fiziki özelliklerini, yani tabanın taşlık mı, killik mi, toprak mı, yoksa yosunlu ya da bitki tortulu mu olduğunu da bilmemiz bu konuda önemli bir avantaj elde etmemizi sağlamaz mı?
Bu nedenle de yukarıdaki sorulara yanıt bulabilmenin alternatif yolu da gittikçe popülerleşen “derinlik ve dip yapısı saptama” takımıyla yapılan ölçümlerdir. (Şekil 1) Bu takım, ana bedene en az 100 gramlık bir kurşun takılarak ve bedenin en ucuna da bir büyükçe bir şamandıranın bağlanmasıyla son şeklini alır. Bu ölçümü yapabilmek için önce oltayı ölçüm yapmak istediğimiz noktaya atarız. Misinanın birkaç metre sarılması ile kurşunun arkasında kalan şamandıra kurşuna temas edecek bir şekilde tabanda yatıyor olacaktır. (Şekil 2) Şu anda oltayı attığınız yerin derinliği neyse oraya ulaşmış durumdasınız ama asıl şimdi yapmanız gereken bu derinliğin ölçülmesidir. Artık makaranızdan her seferinde bir kulaç ya da bir metre kadar misina salmanız gerekmektedir. Bu durumda dibe oturmuş durumdaki kurşun aşağıda sabit kalacak ancak boşalan şamandıra yüzeye doğru çıkmaya başlayacaktır. (Şekil 3) Yapmanız gereken şamandıra su üzerinde görünene kadar ölçerek misinayı salmaktır. Eğer şamandıra 4 metre boyunda misina salınması ile yüzeye çıkarsa o noktanın derinliği dört metredir anlamına gelir. Şayet şamandıra 3 metre misina salma ile yüzeye çıkarsa o noktanın derinliği ise 3 metre demektir. (Şekil 4) İşte bu da bizim, saldığımız misina metresi ile taban ve yüzey arasındaki derinliği öğrenmemizi sağlar.
(Şekil 1) Derinlik ve Dip Yapısı Saptama Düzeneği Malzemeleri...
(Şekil 2) Öncelikle kurşunun dibe oturduğundan ve şamandıranın da ona dayandığından emin olmak gerekir...
(Şekil 3) Ben kamışın iki yüzüğü arasındaki mesafeyi kullanarak ve her seferinde yaklaşık 1 metre misina salarak daha kesin bir ölçüm elde ettiğime inanıyorum...
(Şekil 4) Oltayı her atışımda karşıdaki bir noktayı referans alıp o hat boyunca ölçümlerimi kaydediyor, ardından yanındaki bir başka noktayı hedef alıp o hattın ölçümlerini yapmaya çalışıyorum... 
Ayrıca bu takım ve düzeneği taban yapısının detaylarını öğrenmek için de kullanabiliyoruz. (Şekil 5) Bunu yapmak için de kurşunun gölet tabanına teması ile hissettiğimiz tepkileri yorumlamamız gerekiyor. Bu işlem için de oltamızı attıktan sonra tabana oturan kurşunu, kamışımızı kurşunun bulunduğu yere 90 derece oluşturacak şekilde tutarak, her seferinde yaklaşık üç metre kadar dipten kaldırmadan ve sadece kamışı kullanarak çekiyoruz. Bundan sonrası dibe sürtünen kurşunun kamış ucuna gönderdiği titreşimleri yorumlamaya sıra geliyor.
(Şekil 5) Aynı düzeneği göletin alt yapısının fiziki detaylarını belirlemek içinde kullanabiliyorum ki bunun bence değeri daha büyük...
Eğer kamışımızın ucunda sürekli sert ve tok, küt, küt çarpma titreşimleri hissediyorsak bunun anlamı kurşunun taşlık bir tabanda sürtünmesi demektir. Şayet kamışın ucunda kurşunun bir yere yapıştığı, ve ardından kaydığı hissini uyandıracak bir tepki alıyorsak muhtemelen bu bölgenin alt yapısı da killi bir bölgeye işaret etmektedir. Eğer kurşunun yere çarpışında yumuşak bir zemin hissediliyor ve kurşun pelte gibi yumuşak bir tabandan geliyor hissine kapılıyorsak muhtemelen bu zemin de kum ya da çamur çökeltili bir alandır diyebiliriz. Yine kurşunu çekmeyi zorlandığımız bir biçimde dibe takılma tepkileri alıyorsak bu alanda otluk ve kamışlık bir bölge olabilir, hatta böylesi durumlarda yosun liflerinin kurşunu sarmasını bile hissedebiliriz. Ayrıca oltayı attığımız yerdeki, örneğin taşlık bir bölgenin ne boyutlarda olduğunu da daha ilerideki bir noktayı referans alıp kurşunun taşlık alandaki sürtünme süresini misina üzerinde işaretleme yaparak da kestirebilmemiz mümkün olabilmektedir.
Ben bu iş için Alba’nın Lucky modeli 100-150gram kurşun atarlı sıradan bir kamışını kullanıyorum. Makine olarak da Daiwa’nın eski bir modeli B250’yi yine Alba’nın Go marka misinasını ana beden olarak kullanmak üzere bu işe ayırdım. Aslında gölet derinliği ve taban özelliklerinin saptanmasında kullanılacak malzeme için genelde mono yerine ip tercih ediliyor, bunun nedeni de ipin monoya oranla daha az esnediği ve gölet yatağının yapısını daha iyi hissettirdiğidir. Aynı şekilde kaplamalı kurşun yerine de çıplak kurşun kullanılmasının dip yapısını hissettirmede daha hassas olduğu için seçilmesi öneriliyor. Ancak ben mono misina ve çıplak kurşun ile de oldukça dengeli ölçümler yapabildiğimi sanıyorum.
Kısacası “Gölet yapısının özelliklerinin saptanması” konusunun önemli bir bölümünü oluşturan görünmeyen ögelerin belirlenmesi gerçekten de işini ciddiye alan her sazan amatörünün göz ardı edemeyeceği avantajlar sağlayacaktır. Bu bilgilerin amatör sazan balıkçılarının sadece takım yitirmelerini önlemedeki yararını göz önüne almanın olayı dar bir çerçevede değerlendirmek olacağı da açıktır. Özellikle, sazanın neden bazı bölgeleri diğerlerine oranla daha fazla sevmesine de ışık tutacak bu unsurlar eğer dikkatle ele alınırsa avda randımanın artacağı da bir gerçektir. Hepinize gittiğiniz avlakların en güzel sazanlarının denk gelmesini, oltalarınızın hep dolu, mutluluğunuzun da sonsuz olmasını dilerim. Hoşçakalın.
ALINTIDIR:BİLGİ AMACLIDIR
(yok) Yorum yapıldı Yorumla
Dicentrarchus labrax
Serranidae
1. Dip sürütmesi
2. Uzun olta (yemli)
3. Uzun olta (kaşıkla, yapay yemle)
4. Levrek çaparisi
5. Bırakma oltası
Bu tür takımlar 1-1.5 kulacı geçmeyen kırmalık, taşlı ve sazlık kıyılarda kullanıldığı için 40 x 40 cm.’lik ortası delik bir mantar veya köpük (streapor) parçasına 0.80 kalınlığında misinayla sıkıca bağlanır. Suyun derinliği ölçülerek misinaya 1.5 kulaçlık bir kalama verilip ucuna 1 kg. ağırlığında ortası delik yassı bir taş bağlanır. Yine bu taşın deliğinden geçirilerek bağlanan 25 kulaç uzunluğunda 0.60 kalınlığında yeşil veya sarı renkteki bedenin ucuna 13 mm’lik fırdöndü takılır. Fırdöndünün boş halkasına küçük çelik bir halka geçirilir, aynı halkaya içine fırdöndü gömülmüş 120-160 gr. ağırlığında bir iskandil takılır. Yine aynı çelik halkaya bir fırdöndü daha takılarak, bunun boş halkasına 0.50 kalınlığında ve yarım kulaçlık yeşil veya sarı misina bağlanır. Misinanın diğer ucuna 13 mm’lik bir fırdöndü takıldıktan sonra fırdöndünün boş halkasına 3.5 kulaç uzunluğunda 0.50 kalınlığında yine sarı veya yeşil renkte bir köstek takılır. Kösteğin ucuna da 5/0 veya 4/0 numara iğne bağlanır.
(yok) Yorum yapıldı Yorumla
FENER BALIĞI Lophijfonnes Lophiidae Lophius budegassa Fener balığı Lophiidae familyasındandır. Denizlerimizde yaşayan, bilimsel adı Lophius budegassa olan türünün boyu 70 cm. civarındadır. Diğer bir türü Lophiuspiscatorius ise daha büyük olup boyu yaklaşık 2 metredir. Tropik ve ılıman sularda, Güney Amerika’nın Güney kıyılarında, Doğu ve Batı Atlantik sahillerinde yaşayan on ikiye yakın türü bulunan fener balığının en büyüğü Lophius americanus olup, yaklaşık 1.20m. boyunda, 75 cm. eninde ve 35 kg. ağırlığındadır. Bu balık halk arasında “kaz balığı” diye de adlandırılır. Fener balıkları 300-350 metreye kadar olan derinliklerde, kırma taşlık yerlerde ve dipte yaşarlar. Gözleri, gövdesinin yarısından fazlasını oluşturan kafasının üstündedir. Ağzı çok geniş ve yukarıya doğru kalkık olup, içinde kesici, tutucu ve batıcı dişler sıra halinde oluşmuştur. Fener balığının yemini avlaması çok ilginçtir. Sırt yüzgecinin önünde bulunan iki adet diken şeklindeki antenin ucunda küçük, solucanı andıran bir bölüm mevcuttur. Balık bunu ağzının yakınında öne, arkaya bir olta gibi sallar. Bunu gören ve yem sanan küçük balık fener balığına doğru yaklaşır. Bu sırada fener balığı da antenini yavaşça ağız hizasına indirir. Kurbanı yemi kapmaya hazırlanırken fener balığı kocaman ağzını açıp, yerinden fırlayarak avını kapar ve midesine indirir. İnce pullarla örtülü derisi kaygan ve serttir. Sırtı koyu kahverengi ve gri, karnı ise beyazdır. Hareketsiz ve battal olan fener balığının, birincisi anten gibi olan iki sırt yüzgeci vardır. Karın ve göğüs yüzgeçleri kaslı, geniş ve kuvvetlidir. Fener balıklarının üremeleri ilkbaharda başlar ve yaz ortasına kadar devam eder. Yumurtalar açılıp yavrular belirgin bir şekil aldıktan sonra dipte yaşamaya başlarlar. Fener balıkları çok çirkin oldukları ve az tanındıkları için pek rağbet görmezler. Ancak beyaz ve çok lezzetli ete sahiptirler. Tulumu çıkarılıp tavası yapılır. Fener balıkları Yeşilköy, Çekmece, Silivri’nin açık ve derin sularında dip ağlarıyla yakalanırlar. Özel olarak olta ile avı yapılmaz, tesadüfen köstekli olta takımıyla derin sularda yakalanabilirler. |
(yok) Yorum yapıldı Yorumla


Böylesi görülmedi. Bu dev balığı suyun dışına çıkarmak tam 90 dakika sürdü ve 13 erkek ancak başarabildi.
Ian Welch oltasına balık vurduğunu ilk fark ettiğinde çok şaşırdı. Öyle güçlü bir balık yakalamıştı ki neredeyse onu nehre çekecekti. Arkadaşlarının onu nehre düşmekten pantolunundan çekerek kurtardıklarını belirten Welch, kendisinden 5 kat daha ağır olan bu balığı yakalayarak bir dünya rekoru kırdı.
Dişi olduğu belirtilen dev vatozun hamile olduğu belirten Welch, gücünün son damlasına kadar oltayı çekmeye çalıştığını yarım saatlik sürenin sonunda ise kollarının titremeye başladığını kaydetti.
Mücadele sırasında büyük bir korku ve sessizlik olduğunu anlatan 45 yaşındaki Welch mutlu sona ulaştığında kendisine soğuk bir bira ısmarlayarak dinlendiğini söylüyor.
Welc'in yakaladığı devin uzunluğu ve genişliği 7 ft. Kuyruğunun uzunluğu ise 10 ft. Kuyruğunda zehirli bir oku olan dev balığın gözleri ise tepesinde. Çoğunluğunun yaşam süresi 25 yıl. Avlanma iç güdüleri köpek balıklarınınkine benzeyen vatozlar son olarak belgesey yapımcısı Steve Irwin'in ölümüne neden olmuştu.
(yok) Yorum yapıldı Yorumla
| This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 611x400 and weights 45KB. |

| This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 483x400 and weights 87KB. |



| This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 581x400 and weights 54KB. |





| This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 510x400 and weights 107KB. |




| This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 533x400 and weights 110KB. |

| This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 621x400 and weights 113KB. |
| This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 500x210 and weights 13KB. |

| This image has been resized. Click this bar to view the full image. The original image is sized 500x400 and weights 15KB. |


(yok) Yorum yapıldı Yorumla
« Önceki ::